23 Kasım 2014 - Pazar | 01:18
Anasayfa / Sağlık & Yaşam / Balık Yağının Faydaları
Balık Yağının Faydaları
Balık Yağı Omega-3

Balık Yağının Faydaları

Balık Yağı Hapları, Şeker Hastalığı Riskini Azaltabilir.
Yeni bir araştırma, balık yağı takviyelerinin tip 2 şeker hastalığı riskini düşürmeye yardımcı olduğunu gösterdi. Omega 3 yağ asitleri olarak da bilinen bu destekler, insülin hassasiyeti ile irtibatlı adiponektin adlı bir hormonun seviyesinin artmasına vesile olmaktadır. Adiponektin hormonunun seviyesinin kanda yüksek olması, kalp hastalığı riskinin az olmasıyla beraberdir.

Bu çalışma için 14 klinik tecrübelinin neticeleri “meta-analiz”e tâbi tutuldu. Meta-analiz yönteminde, var olan araştırmalar gözden geçirilerek, daha kesin bir neticeye ulaşılmaya çalışılır. Bu çalışmaya plasebo (boş ilâç) kullanan 641 ve balık yağı desteği kullanan 682 kişi katıldı. Balık yağı desteği kullanan kişilerin kanında adiponektin seviyesi mililitre başına ortalama 0.37 mikrogram arttı. Adiponektin hormonu metabolizmaya tesir eden(kan şekerinin düzenlenmesi ve iltihap gibi) işlemlerde faydalı bir role sahiptir. Kandaki yüksek adiponektin seviyeleri, daha düşük şeker hastalığı ve koroner kalp hastalığı riski ile beraber olsa da, balık yağının kan şeker metabolizmasına ve tip iki şeker hastalığı gelişimine tesir ettiği kesin değildir. Çalışmanın neticeleri Journal of Clinical Endocrinology and Metabolism’de yayımlandı. (WebMD News from HealthDay, 22 Mayıs 2013)

Su, En İyi Tercih Olabilir.
Büyük miktarlarda şekerli, gazlı ve meyveli içecek tüketmek, ağrılı böbrek taşlarına sahip olma riskini artırabilir. İlâve sıvı alımı umumiyetle taş teşekkülüne mâni olsa da, farklı meşrubatların tüketimi farklı risklerle ve faydalarla beraber olabilir. Meselâ, kahve ve çay ile portakal suyunun böbrek taşı teşekkülüne yol açma ihtimali daha düşüktür. Şekerli-tatlandırılmış içeceklerin fazla tüketimi ise, böbrek taşı riskinin artmasıyla beraberdir. Neticeleri Clinical Journal of the American Society of Nephrology’de yayımlanan çalışmada, 194.000 kişi sekiz yıldan fazla süreyle takip edildi. Araştırmacılar, günde bir veya daha fazla şekerli-tatlandırılmış gazlı içecek tüketenlerde böbrek taşı teşekkülü riskinin, günde birden az şekerli-tatlandırılmış gazlı içecek tüketenlere göre %23 daha yüksek olduğunu ortaya koydular. (WebMD News from HealthDay, 15 Mayıs 2013)

Küçük Tıbbî İmplantlar İçin Telsiz Enerji
insan vücudu, her noktasında mu’cizevî denge ve hâdiselerin gözlendiği muhteşem bir yapıdır. Kalb, böbrek ve akciğer; yapı ve işleyişleri ile baş döndüren mekanizmalar olarak kabul edilebilir. Meselâ kalbin kasılıp gevşemesi için, içinde kimyevî moleküller ile elektrik üretilir. Mideye yemek geldiğinde, asit salgısıyla birlikte kasılıp gevşeme de başlar.

Bazı organlar iş göremeyecek duruma geldiğinde, sun’î olanlarıyla değiştirilebilmektedir(implant). Vücutta iş göremez hâle gelen organın yerine takılacak olanların, sözkonusu organla aynı işi yapması ve vücudun diğer uzuvlarıyla uyumlu çalışması gerekir. Meselâ diyaliz için kullanılan cihazlar, implanta müsait olmayacak kadar büyük olduğundan, vücuda yerleştirilemez; zîrâ böbrek, kanı süzerken çok kompleks kimyevî reaksiyonlar ve ayrıştırmalar yapmaktadır. Kalp ise, böbrekteki kadar kompleks reaksiyonların organı olmadığından, sadece pompa olarak tasarlanmaktadır. Ancak vücuda yeteri kadar uyumlu olan sun’î kalp tipleri henüz tam geliştirilemediğinden, hâricî taşınan bir cihaz olarak kullanılabilmektedir. Bu tip cihazların en mühim problemlerden birisi, enerjidir.

“Vücuda yerleştirilen sun’î kalp, ritim düzenleyici ve iç kulak implantları gibi cihazların sürekli ihtiyaç duyduğu elektrik enerjisi nasıl üretilmeli?” sorusuna bugüne kadar uygulamaya müsait bir cevap verilememişti. Mevcutlar; üzerinde veya içlerinde bulundurdukları emniyet şartlarına müsait olamayan büyük batarya (pil) ile çalıştırılmak zorundalar. Bu tip cihazlarda kullanılan teller: korozyon, kırılma gibi riskler taşımakta… Bu implantlardan pek azı enerjilerini, radyo frekans (RF) elektromanyetik alanlar ile telsiz alabiliyor. Bu sistemlerde ise, en az birkaç santimetre uzunluğu olan bobin (tel sargısı) bulunmak zorunda. Bu da istenen verimin alınamamasına sebep olmakta. Zîrâ daha yüksek enerji transferi, bobinin ölçülerinin büyümesini ve vericinin gücünün artmasını gerektirir ki, bu da vücutta daha farklı olumsuzluk ve uyumsuzluklara sebep olur.

Stanford Üniversitesi’nde A.Poon ve çalışma arkadaşları biyomedikal uygulama çalışmalarını sürdürmektedirler. Son zamanlarda ilgi alanları bu tip telsiz enerji iletimi… A.Poon ve arkadaşları yeni bir sistem geliştirdiler; 1 mm’den küçük bir implant. Şimdiye kadar olanlardan daha farklı bir yaklaşımla geliştirilen devre, implant uygulamalarına yeni bir boyut kazandıracak gibi… Söz konusu mini elektronik devre, damar içine yerleştiriliyor. Üzerindeki enerji anteni, dışarıdan gönderilen sinyalleri alıyor; devre, vücutta istenen bölgeye, kan akışından faydalanılarak da yönlendirilebiliniyor. Söz konusu yeni devre, dışarıdan gönderilen bir sinyal yoksa, uyku modunda vücutta varlığını -zarar vermeksizin- devam ettiriyor; hârici sistem sinyal göndermeye başlayınca aktif hâle geçiyor. Devreye yerleştirilen 0,8 cm’lik anten, devre, vücudun 4 cm. derinliğinde iken, 10 mikrowatt’lık bir enerji transfer edebiliyor. Bunun için dışarıdaki vericinin 250 miliwatt’lık (bir cep telefonunun yaydığından biraz daha az) enerji yayması gerekiyor. Bu güçse, bir defibrilatör(kalp ritmi düzenleyici) için yeterlidir. Kimyevî ve basınç maksatlı sensörler, kalp probları, iç kulak implantları, kalp pilleri gibi çok farklı implant uygulamalarında yeni bir döneme vesile olacak bu çalışmanın hastanelerde kullanılmaya başlanması bekleniyor.

Sızıntı Dergisi ~ Prof.Dr. İ. Hakkı İHSANOĞLU
Sayı: 414 ~ Temmuz 2013

Bir yorum

  1. Her şeyin elbet bir faydası ve hikmeti vardır. Yaradan, Kendisini bizlere göstermek istemektedir. Hatırlarsanız, Kur’an’ın ilk ayeti: “Oku! Yaradan Rabbinin adıyla oku! …” ile başlamaktadır. Ben, kainatı da okumamız gerektiğini düşünenlerdenim. Tabi bakan kör olanlar, göremezler; sebebi kalp gözlerinin mühürlenmesi olabilir!. Bu insanlara ne anlatsanız, fayda vermez. Ancak yine de, misyon sahibi bir mü’min: Peygamberlerin vazifesi olan “iyilik emredip, kötülükten men etme” görevini yapması lazımdır!.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*


Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>